Tasavvuf ve Tövbe

Kâmil Mümin Olmanın Yolu

Kâmil Mümin Olmanın Yolu
Kâmil Mümin Olmanın Yolu

İnsanları üç gruba ayırmak mümkündür:

  • Allah’ı gereği gibi tanıyan ve bilen kâmil müminler,
  • Kurtuluş için salih amel işlemeye gayret eden ancak günaha da bulaşan kimseler,
  • Küfür ve şirkleri ile gerçekten değersiz olan kimseler.

Her amelin başı ilimdir. İlmi olmayan kimse, isyanın kötülüğünü ve günahı bilmez. Her bir günahın Allah’la kul arasında büyük bir perde ve hicap olduğunu idrak edemez. Dünya işlerinde ilim gerekli olduğu gibi, ahiret işlerinde de, Allah’a ibadet ve taatte, haramdan kaçınmakta da ilim lazım gelir.

Dünyanın cazibesi, nefsin ona meyli, şeytanın iğvası/kandırmacası. dünyaperest insanların kötü tarzda teşvikleri ile insanoğlu mal, makam, mevki. rütbe peşine düşer ve ilmin nurunu kaybedebilir.

İlim her ne olursa olsun, her türlü maldan hayırlıdır. Çünkü ilim insanı da malı da korur. Ilim okutmakla artar; mal ise harcamakla tükenir.

Hayatta iyi ameller kazanmak ilim sayesinde olur. Öldükten sonra da iyi hal yine ilim sayesinde kazanılır. ilim hâkim, mal ise mahkümdur. Malın faydası, kişinin ölümü ile son bulur.

Nice hazinedarlar ölmüş, hazineleri de ortada kalmıştır. Halbuki dünya durdukça âlimler ve ilimler rıza-yi ilâhîyeye ulaşmakta büyük bir ikram ve lutuf olmuştur.

Dünya lezzetlerine düşkün, şehvetlerin peşinden akıp giden yahut da dünya için mal yığmak hevesinde olan kimseler, tövbenin kadri mymetini bilemezler. Bundan dolayı Allah Teâlâ ilim sahibi olanları övmüştür. Zira ilim, insanda yakini artırır.

Yakin ilminin evveliyatını öğrenmek lazımdır ki ondan sonra insana imanın hakikatleri açılsın, marifet ilmi öğrenilsin.

“Yakin”, değişik manalarda kullanılmıştır. Kelamcılar “şüphe etmemek” diye tarif etmişlerdir. Bir insanın tasdik ve tekzibi/yalanlaması denk olursa buna “şek” denir. Halbuki ahiret âlemine dair hiçbir kulun, şek ve şüphesi olmamalıdır. Buna göre, şüphesi olmayan kimse marifet sahibidir.

Marifet sahibi kişi de yakini artmış kimsedir. Günah işlemekte kabiliyetli değildir; onun en büyük yeteneği kemal işlerdir. Tövbe etmekten büyük bir haz duymaktır. Salih işler yapmaktan başka hiçbir amel ona gönül huzuru kazandırmaz. Nasuh tövbesindeki hazzı almıştır.

Günahsız, hatasız kul olmaz. Hatasından dönen kâmildir. Tövbe eden kazanır. Pek çok evliya-i kirâm, yapmış oldukları amellerde kendilerini emin hissetmemişler, yüce Allah’ın azametinden şiddetlice korkmuşlardır; bununla birlikte. “Ben ne günah işledim ki!” dememişlerdir.

İmâm-ı Rabbânî hazretlerine (k.s) sordular: Bir veli günah işler mi?

Evet, veli de günah işleyebilir. Ancak peygamberler masumdur, onlar günah işlemezler. Velinin günahındaki önemli husus, onun ısrar etmeyişidir.

Bu asırda, âdet haline gelmiş, sosyal hayatımızda münasebetlen’mize karışmış pek çok günah ve şüpheli amel bulunmaktadır. Bunlan ancak en büyük âlimler ayırt edebilirler.

Bizler için asıl tehlike, ahlâk ve âdetimize kanşmış bu türlü davranışları ayırt edemememizdir. Müminler, asrın her türlü yanılma ve hatalarını “herkes yapıyor” diye kendisine ölçü almamalı, İslam’ın esaslarındaki ölçülere baş vurarak hakikati görmelidir.

Onun için ümmet-i Muhammed’in, Allah’ın hükümlerini anlayacak marifetli bir kalbe, kâmil bir imana sahip olması, bunun için de âriflerle, salihlerle, velilerle oturup kalkması gerekir.

 

Kâmil Mümin Olmanın Yolu

Tasavvuf ve Tövbe, Mehmet Ildırar
Semerkand Yayınları

Bir Yorum Bırak