Tefsir

Fatiha Sûresi, 7. Âyet Tefsiri

Fatiha Sûresi, 7. Âyet Tefsiri
Fatiha Sûresi, 7. Âyet Tefsiri

Allah Teala, hidayet isteğini bildiren ayetin peşinden kulu kendisine götüren doğru yolu şöyle açıklamıştır:

Bizi kendilerine lutuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna ulaştır, senin gazabna uğramışların ve haktan sapmışların yoluna değil!
(Fatiha, 7)

Allah Teala bu ayette lutuf ve ikramı kendi zatina nisbet etti, gazaba uğramayı ve haktan sapmayı ise faili belli olmayan kimselere nisbet etti. Bu, kullara edep öğretmek içindir. (İyiliği ve kötülüğü yaratan yüce Allah olmakla birlikte, edep olarak, “İyilikler Allah’tan, kötülükler nefis ve şeytandandır” denir). Şu ayette de bu edebe dikkat çekilmiştir:

“Sana gelen her türlü iyilik Allah’tandır, başına gelen kötülükler ise nefsindendir” (Nisa 4/79).

Allah Teala doğru yolu şöyle açıklamıştır: Bana ulaştıran dogru yol, kendilerine hidayet, istikamet, umumi ve özel marifetle ihsanda bulunduğum peygamberlerimin, sıddıkların, şehidlerin ve salihlerin yoludur.

Ayette kendilerine nimet verilenler, isim veya sıfatları belirtilmeden genel olarak zikredilmiştir. Bu durumda sahabe ve diğer nesillerden kendilerine marifet ve dinde istikamet verilen herkes nimet verilen gruba girer. Ayetteki nimet verilenlerin dinlerinde tahrifat yapmadan önce Hz. Musa’nın [aleyhisselam] ümmeti olduğu söylenmiştir. Yine nimet verilenlerin Hz. İsa’nın [aleyhisselam] dinlerini değiştirmeden önceki ümmeti olduğu da söylenmiştir. Fakat doğru olan, bunun bütün hidayet ve istikamet sahiplerini içerdiğidir.

Beydavi der ki: “Allah Teala’nın nimetleri saymakla bitmez. Şu ayet bunu ifade etmektedir:

‘Eger Allah’ın nimetlerini topluca saymaya kalksanız sayamazsınız’ (İbrahim 14/34).

Durum böyle olmakla birlikte, bütün nimetleri iki kısımda toplamak mümkündür. Bunlar, dünya nimetleri ve ahiret nimetleridir. Dünya nimetleri de iki kısımdır. Bir kısmı, doğrudan Allah vergisi olan (vehbi) nimetler, diğeri kulun çalışmasına bağlı olan (kesbi) nimetlerdir.

Allah vergisi olanlar da iki kısımdır. Biri, ruhani (manevi) nimetlerdir insana ruhun verilmesi, akıl ve ona tabi olan kuvvetlerle aydınlatılması bu kısma girer. Akla tabi olan kuvvetler, anlama, düşünmek ve konuşmadır. Diğeri cismani (bedene ait) nimetlerdir. Bunlar bedenin sahip olduğu kuvvet ve kabiliyetlerle birlikte sıhhatli ve düzgün bir şekilde yaratılmasıdır.

Kulun çalışmasına bağlı dünyevi nimetlere örnek olarak şunlar sayabiliriz: Kulun nefsini aşağılık ve kötü işlerden temiz tutması, onu güzel, faziletli ve yüksek ahlaklarla bezemesi, bedenini temiz ve güzel şeylerle süslemesi, mal ve mevki sahibi olması.
Kula verilecek ahiret nimetlerinin başında şunlar gelir: Allah Teala’nın kulun günahlarını affetmesi, kendisinden razı olması ve ona özel yakınlığındaki melekleriyle birlikte en yüce meclis ve makamlarda ebediyen ihsanda bulunmasıdır. Burada nimet denince ahiretteki nimetlerle ona ulaşmaya vesile olan birinci gruptaki dünyevi nimetler kastedilmiştir. Bunların dişındaki nimetlerde müminle kafir ortaktır.

Müfessir İbn Cüzey de demiştir ki: “Kendisine şükür gerekli olan nimetler üç kısımdır:

1. Dünya nimetleri: Bunlar sıhhat, afiyet ve helâl mal gibi nimetlerdir.

2. Dine ait nimetler: İlim, takva ve marifet gibi nimetlerdir.

3. Ahiret nimetleri: Kulun az bir ameline karşılık olarak ona pek çok sevabın verilmesi gibi nimetlerdir.”

Yine İbn Cüzey der ki: “Şükür konusunda insanlar iki durumdadır.

Bir grup, sadece kendisine ulaşan nimetlere şükreder. Diğer grup ise bütün kullara verilen nimetlere karşılık olarak hepsi adına yüce Allah’a şükreder. Şükür üç derecede icra edilir.

1. Avamın şükrü: Avam halk, bir nimete ulaşınca şükreder.

2. Havassın (veli kulların) şükrü: Onlar, nimete ulaşınca, sıkıntıya düşünce ve her halde yüce Allah’a şükrederler.

3. Havassu’l-havasın (seçkin velilerin) şükrü: Onlar sürekli nimetin sahibi yüce Mevla’yi müşahedeye dalmış olduklarandan, nimeti görmezler (kalpleri Allah ile meşguldür).

Sufilerden biri (Şakik-i Belhi), lbrahim b. Edhem’e,

‘Bizim beldedeki dervişler bir nimete kavuşunca şükrederler, bir şey bulamayınca sabrederler’ deyince, İbrahim b. Edhem ona şöyle demiştir:

Köpekler de böyle yapar (onlar da önlerine bir yiyecek atılınca sevinir, bir şey bulamayınca yatıp sabrederler). Gerçek sufilerin ahlakı bu değildir. Gerçek sufiler, kendilerine nimet verilmeyince yüce Mevla’ya şükrederler, verilince nefislerinden önce onu başkasına ikram ederler.”

Allah Teala daha sonra, doğru olmayan yoldan sakındırarak hidayet duasına şunun eklenilmesini de istendi:

Ya Rabbi, bizi senin gazabına uğramışların yoluna şevketme; bizi ona götürecek her şeyden koru.

Gazaba uğramışlardan maksat yahudilerdir. Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] ayeti böyle tefsir etmiştir. Bununla birlikte ifade umumi bir mana taşıdığından, Allah’ın gazap ettiği herkesi içine alır

Hidayet duası şöyle bitmektedir: Ya Rabbi, bizi haktan sapıtmışların da yoluna sevketme.

Haktan sapan grup ise yine Hz. Peygamber’in [sallallahu aleyhi vesellem] belirttiği gibi hıristiyanlardır.

Bu tefsirler Allah Teala nin şu ayetlerinden alınmıştır. Cenab-1 Hak yahudiler hakkında şöyle buyurmuştur:

“Onlar (İsrailoğulları) bu yaptıklarıyla gazap üstüne gazaba uğradılar” (Bakara 2/90)

Cenab-ı Hak hıristiyanlar hakkında da şöyle buyurmuştur:

“Daha önceden sapan, birçoklarinı da saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma (hıristiyanlara) uymayın” (Maide 5/7).

Şunu bil ki Cenab-ı Hak, halkı üç kısma ayırmıştır:

Bir kısmına ikram ve ihsanlarını hazırlamıştır; onların üzerinde Kerim (bolca ikram eden ve ihsanda bulunan) ve Rahim (dostlarına çok acıyan) sıfatlarını göstermek istemektedir. Bunlar, kendilerine iman ve istikamet verilmiş kimselerdir.

Allah Teâlâ bir kısım insanı intikam ve gazabı için hazırlamıştır; onlara Müntakim (zalimden intikam alıcı) ve Kahhar (düşmanlarını kahredici) sıfatlarını göstermek istemektedir. Bunlar, kendilerine gazap edilip akıllarıyla ve amelleriyle hak yoldan sapan kimselerdir. Kafirler bu grubu oluşturmaktadır.

Cenab-ı Hak bir kısım halkı da hilim ve affı için hazırlamıştır; onlarda Halim (çok merhametli ve yumuşak muamele sahibi) ve Afüv (çok affedici) sıfatlarını göstermek istemektedir. Bu grup müminlerin günahkarlarıdır.

Kim dünyada bu üç grubun bulunmadığını, herkesin hidayet veya sapıklıkta eşit olduğunu düşünürse, o kimse yüce Allah’ı ve isimlerini tanımayan cahil bir kimsedir. Çünkü yüce Allah’ın isimlerinin eserleri lutuf, kahir, hilim ve başka şekillerde insanoğlunun üzerinde tezahür etmesi gerekmektedir. Bu sebeple her ism-i şerif tecelli için bir mahal ister; bunun için kâinat ve insan yaratılmıştır.

Allah Teâlâ en doğrusunu bilir.

 

Fatiha Sûresi, 7. Âyet Tefsiri

Bahru’l-Medid fi Tefsiri’l Kurani’l-Mecid, Cilt 1, Ibn Acibe el-Haseni (k.s),
Semerkand Yayınları, S. 234

Bir Yorum Bırak